ORMAN KADASTROSU İLE TAŞINMAZI ELİNDEN ALINAN KİŞİ DAVA AÇABİLİR Mİ?

 

Ülkemizde özellikle sahil ve ormanlık kesimlerde, vatandaşlarımızın adına kayıtlı taşınmazının orman sınırları içinde kaldığı gerekçesiyle tapusu iptal edilip hazine adına tescil edildiğini görmekteyiz.

Adına kayıtlı taşınmazının orman sınırları içerisinde kalması sebebiyle hazine adına tescil edilen kişi, taşınmazın rayiç bedelini talep edebilir mi?

Gerek 4721 sayılı Türk Medeni Kanunun (TMK) “Mülkiyet Hakkının İçeriği” başlıklı 683’üncü maddesi (md. 683- Bir şeye malik olan kimse, hukuk düzeninin sınırları içinde, o şey üzerinde dilediği gibi kullanma, yararlanma ve tasarrufta bulunma yetkisine sahiptir), gerekse eşya hukukuna ait kuralların bütünü göz önünde tutulduğunda, mülkiyet; “eşya üzerinde en geniş yetkiyi sağlayan ayni hak” olarak tanımlanmaktadır.

Türk hukuk sisteminde mülkiyet hakkına en üst hukuk normu olan Anayasada da yer verildiği görülmektedir. Anayasanın 35’inci maddesinde “Herkes, mülkiyet ve miras hakkına sahiptir. Bu haklar, ancak kamu yararı amacıyla, kanunla sınırlanabilir” denilerek koruma altına alınmıştır. Ayrıca maddenin devamında “Mülkiyet hakkının kullanılması toplum yararına aykırı olamaz” denilerek mülkiyet hakkının kendisine değil sadece bunun kullanılmasına sınırlama getirilebileceği öngörülmüştür.

Mülkiyet hakkı iç hukukumuz haricinde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) hükümlerine göre de korunmaktadır. Gerçekten “İnsan Haklarının ve Temel Özgürlüklerinin Korunmasına İlişkin Sözleşme’ye Ek Protokol” (Paris, 20.3.1952)’ün 1’inci maddesi “Mülkiyet Hakkının Korunması” başlığını taşımaktadır. İlgili maddeye göre “Her gerçek ve tüzel kişinin mal ve mülk dokunulmazlığına saygı gösterilmesini isteme hakkı vardır. Herhangi bir kimse, ancak kamu yararı sebebiyle ve yasada öngörülen koşullara ve uluslararası hukukun genel ilkelerine uygun olarak mal ve mülkünden yoksun bırakılabilir” denilmektedir. Mülkiyet hakkının niteliği yönünden 1982 Anayasası ile AİHS arasında esaslı bir fark bulunmamaktadır. Her iki metin de mülkiyet hakkının sosyal niteliğine önem vermekte ve kamu yararının gerektirdiği hallerde sınırlandırılabileceğini kabul etmektedir.

Yargıtay 20.Hukuk Dairesi, 2015/6340 E. ve 2015/6315 K. sayılı kararında;  “Türk Medenî Kanununun 1007. maddesi uyarınca kabul edilen Devletin sorumluluğu, tapu sicilinin önemi ve kişilerin bu sicile olan güven duygularını sağlamak bakımından, ayın hakkının saptanması, herkese açık tutulmasında tekel hakkı sağlayan bir sicil olması esasına dayanmaktadır. Bu sorumluluk asıl ve nesnel (objektif) bir sorumluluk olduğundan zarara uğrayan, zararının ödetilmesini doğrudan Devletten isteyebilir.”

Yine YARGITAY 20. Hukuk Dairesi 2011/10548 E. ve 2012/222 K. sayılı kararına göre; “tapu işlemleri, kadastro tespit işlemlerinden başlayarak birbirini takip eden işlemler olup tapu kütüğünün oluşumu aşamasındaki kadastro işlemleri ile tapu işlemleri bir bütün oluşturduğundan, bu kayıtlarda yapılan hatalardan devletin kusursuz sorumluluğu kabul edilmelidir. Bu işlemler nedeniyle zarar görenler, zararlarının tazmini için adli yargıda dava açabilirler.” Denilmektedir.

Mülkiyet hakkı gerek Anayasa ve yasalarla iç hukuk yönünden, gerekse Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve ek protokolleri ile kabul edilmiş temel haklardandır. Mülkiyet hakkı kamu yararının bulunduğu hallerde sınırlandırılabilir veya tamamen kaldırılabilir. Ne var ki, bu sınırlandırma veya kaldırma gerçekleştirilirken; T.C.Anayasasının 90/5.maddesi ile iç hukukun üstünde sayılan AİHS. Hükümlerince AİHM tarafından oluşturulan 30.5.2006 tarih 1262/02 sayılı kararda ifade edildiği üzere; “… bir kişiyi mülkünden yoksun bırakan bir önlemin…”, “kamu yararına meşru bir amaç gütmesi gerektiği…”, bu önlem alınırken “… Başvurulan yollar ve gerçekleştirilmesi amaçlanan hedef arasında makul bir oransallık ilişkisi olması gerektiği…”, kişinin “… kişisel ve haddinden fazla yük taşıma zorunda kalması halinde gerekli dengenin kurulamayacağı…” açıktır.

Diğer bir anlatımla, kamu yararı ile mülkiyet hakkından kısmen veya tamamen yoksun bırakılan kişinin hakkı arasında makul, kabul edilebilir, hak ve adalet dengesini sağlayacak bir oranın kurulması asıldır. Aksi düşünce tarzının, devletin verdiği tapunun geçersizliğini ileri sürerek, hiçbir karşılık ödemeksizin iptalini istemesi, geçerli kayda dayalı mülkiyet hakkı ile bağdaşmayacağı gibi, devletin saygınlığını zedeler nitelikte bir tutum olacaktır.

 

Bütün bunlar birlikte değerlendirildiğinde, Orman Kadastrosu sonrası elinden alınan bir kişi, Tapu siciline güven ilkesi gereğince tazminat davası açabilir ve tapusu iptal edilen taşınmazının rayiç bedelini hazineden talep edebilir.

 

Detaylı bilgi için bizimle iletişime geçiniz.